20/11/2019

TRABZON CENNETİN ASMA KATIDIR - 6

Nilgün ÖZERDOĞAN

2 Aralık 2015

Geçen haftadan devam ediyorum.

…/.

Trabzon'un tarihi eserleri arasında birbirinden değerli müzeler, camiler, türbeler, kiliseler, hanlar, hamamlar, çeşmeler, köprüler, konaklar bulunuyor. Şehri gezerken her an karşınıza tarihi bir bina veya yıkılmak üzere olan kale ve duvar kalıntıları çıkabiliyor. Avrupa'da olsa bunları onarırlar, ışıklandırırlar, şehre ayrı bir güzellik katarlar.

Trabzon'un doğası ise bir başka güzel. Yeşilin her tonunu barındıran engebeli arazilerde bin bir çeşit bitki barınıyor, doğa sanki bitki müzesini andırıyor. Her mevsim ayrı bir güzellik taşıyan ve Karadeniz insanı gibi dik ve kararlı dağların arasından akan sular, insanı dinlendiriyor ve bambaşka bir aleme götürüyor.

İnsanlar doğar doğmaz gözlerini yokuşa açtığı için doğuştan çalışkan ve mücadeleci. Hele kadınları bir görseniz, karnında çocuk, sırtında odun, odunun üstünde başka bir çocuk. Böyle manzaralara her zaman rastlayabilirsiniz.

Yemyeşil yüksek dağların aralarında birbirinden uzak tenha yerlerde dört beş katlı evler var. Dağlarda ve tepelerde olan bu evlere nasıl çıkıyorlar, nasıl eşya taşıyorlar, merak ettim ve sordum. Her evin yolu varmış ve araçlar çıkıyormuş. Her evin mezarlığı da evlerinin önünde ve kendi bahçelerinin içinde yer alıyor. Eski evlerin önünde dört direk üstünde serender denilen kışlık yiyeceklerin konulduğu ahşap küçük evler var. Buralara fareler çıkamıyormuş, üst tarafta insanların yiyeceği elma, armut, mısır, fındık gibi ürünler, alt tarafta da saman, ot gibi hayvanların yiyecekleri saklanıyormuş. Dağlarda ve yeşillikler arasında öyle çok ev var ki, uçaktan bakınca bu dağlardaki evler çok güzel görünüyor.

Boztepe Trabzonda da var, ben sadece Ordu'da var sanıyordum. Boztepe'ye çıkamadık, uzaktan gösterdi arkadaşlar. Boztepe'yi yerleşime açmışlar, yazık olmuş. Etrafı evlerle dolmuş. Oysa böyle güzellikler kesinlikle korunmalıydı.

Arazi tamamen engebeli olduğundan dağlar arasında cenneti andıran yaylalar var. Bu yaylalarda şenliklerin biri bitmeden diğeri başlıyormuş. Yaylaların aralarında da rüya gibi tabloya benzeyen göller var. Uzungöl'ü televizyonlardan görüyoruz, çok güzel bir yer. Biz grup olarak Sera Göl'üne gittik. Bizim Yedigöller'i andıran bir yer, göl kenarlarındaki ağaçlar sanki suyun içinden çıkıyormuş gibi. Burada güneşin batışını seyrettik, muhteşemdi.

Bu bölgedeki göller heyelanlar neticesi oluşuyormuş. Çok meşhur olan Uzun Göl ve Balıklı Göl de böyle oluşmuş. Sera Gölü de 20 Şubat 1950 tarihinde karşılıklı iki dağın arası, heyelan neticesi karşı dağın çökmesiyle meydana gelmiş. Genelde vadiler arasından akan derelerin önü dağların çökmesiyle kapanıyor ve akan suların birikmesiyle göller oluşuyormuş. Yeşillikler arasında 4 Km. uzunluğunda ve yaklaşık 200 metre genişliğindeki Sera Gölü'nün manzarası tek kelimeyle muhteşem. Trabzon'lular, o kadar çok güzellik arasında Sera Göl'ünü tanıtmaya pek fırsat bulamıyorlar gibi geldi bana. Zira bugüne kadar Sera Gölü'nün ismini ne Trabzon'a gidenlerden, ne de televizyonlardan ve basından hiç duymamıştım.

Karadenizliler çok ilginç ve sıcak kanlı insanlar. Trabzon'u tanıtım filminde tam da onlara özgü bir Açıkhava camisinin olduğunu öğrendim. Ben gidip göremedim, ileride imkanım olursa gidip görmek isterim. İlginç bulduğum için sizlerle de paylaşmak istedim. Trabzon'un Gümüşhane sınırına yakın Kadırga Yaylasında 1800 metre yükseklikte bulunan Açıkhava camisinde yaklaşık 550 yıldır insanlar topluca Cuma namazı kılıyorlarmış, bunu da yüzyıllardır bir gelenek haline getirmişler. Filmde Caminin sadece çimenler üzerine yapılmış iki köşesinde iki minaresi var. Eskiden taşlarla çevrili bulunan bu alanın çevresi ne sonradan betondan duvar yapılmış. Aynen Karadeniz fıkraları gibi, böyle bir şeyi daha önce ne duymuş, ne de görmüştüm.

Bir rivayete göre 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet, Rumlarla savaşırken şehit olan arkadaşı Kadir Ağa'nın mezarını askerleriyle birlikte buraya ziyarete gelir. Temmuz ayının 3. Cuma günü askerleriyle birlikte Cuma Namazı kılar. O gün bugündür burada Temmuz Ayının 3.günü neredeyse 5 bin kişiden 40 bin kişiye kadar insan Cuma namazı kılıyormuş. Kadırga isminin de Kadir Ağa'dan geldiği söyleniyor ve her yıl burada aynı tarihte Kadırga Şenlikleri yapılıyormuş.

Başka bir rivayete göre de Yavuz Sultan Selim, İran Seferinden dönerken eşi Gülbahar Hatun ve askerleri ile birlikte burada konaklar. Cuma Namazı kılmak isteyen askerlerine bu mekanı gösterir ve askerler de topladıkları taşlarla burayı çevirirler ve bir açık hava camisi oluştururlar.

…/.

Haftaya devam edeceğim.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları