24/10/2019

İYİ Kİ VARSIN AŞK VE SEVGİ

Nilgün ÖZERDOĞAN

28 Nisan 2016

Yaşamımızı anlamlı, değerli kılan tek şey var, o da aşk ve sevgi. Dünya kurulduğundan beri insanlar aşk uğruna ve sevgi uğruna neler yaptılar, neler…  Şarkılar, türküler söylediler,  şiirler yazdılar. En güzel şarkılar, şiirler ve türküler aşk için söylendi. Yeryüzünde unutulmaz aşklar yaşandı, Leyla ile Mecnun’un, Kerem ile Aslı’nın aşkları yüzyıllardır unutulmadı, dillere destan oldu. Kim bilir daha bilmediğimiz, duymadığımız nice aşklar ve sevgiler yaşanmıştır?                                                                                                                                                                                        

      Yaşamdan aşkı ve sevgiyi çıkardığınız zaman,  geriye hiç bir şey kalmıyor. Bizi ayakta tutan sevgi ve aşk olmasa bu Dünya kapkaranlık, anlamsız, hedefsiz bir yaşam alanı olurdu. Tüm canlıların, bitkilerin,  hayvanların ve insanların nesli de aşk sayesinde devam edip gidiyor.

    Sevgi ve aşktan yoksun insanlar yok mu? Var tabi ki, işte onlar da öldürüyor, yok ediyor, dünyayı çekilmez hale getiriyorlar.  Keşke tüm insanlar aşk ve sevgi ile dolu olsalar, işte o zaman Dünya’mızda ne savaşlar olur, ne kavgalar olur.

    Evlat sevgisi, anne, baba, kardeş sevgisi,  arkadaş sevgisi sadece yaşamımızı güzelleştirmekle kalmazlar, bize güven, dostluk, fedakarlık  ve hoşgörü duyguları yaşatırlar. Sevdiklerimize karşı her zaman bir sorumluluk, onları her türlü tehlikeden koruma , mutlu olmalarından mutlu olma hali vardır. Can Yücel diyor ki, “Kimi güzelim der sevdiğine, kimi özelim. Ama sevgi ne güzellik ister, ne de özellik. Sevgi sadece yürek ister.”

     Aşkın gözü kör, kulağı sağır, dili tutuk, aklı kıttır, derler. Aslında aşkı ancak yüreği sevgi dolu,  zeki  ve akıllı kişilerin yaşadığını da okumuştum.

     Her gün telefonlarda onlarca kez Alo derken bile bir aşk hikayesinden doğan sözcüğü kullanıyoruz. Alo aslında, telefonu icat eden A.Graham Bell’in, Alessandra  Lolita Oswaldo isimli sevgilisinin kısaltılmış adıdır. A.Graham Bell, telefonu icat edince, ilk hattı sevgilisinin evine çeker.  Atölyesinde telefon çaldığı zaman sevgilisinin aradığından emin olan Bell, telefonu açarken sevgilisinin ismini söyler.  Zamanla sevgilisinin adını kısaltan Bell, önceleri Ale Lolos derken, daha sonra sevgilisinin adını daha da kısaltarak Alo demeye başlar. Lolita Oswaldo, Graham Bell’in telefonu daha da geliştirerek tüm şehre yaymak için yaptığı çalışmalardan bıkıp usandığı için sevgilisini terk eder.  Gün geçtikçe telefon hatlarının sayısı artarken, Bell de her gün telefonun başından ayrılmaz, sevgilisinin aramasını bekler. Tabi bu arada yaşlanan Bell’i artık  telefonlar çoğaldığı için başkaları da arar, ancak Bell her telefon çalışında sevgilisin aradığını düşünerek Alo diyerek telefonu açar. Artık herkes telefonu açarken Alo demeye başlar. O gün bugündür tüm Dünya’da telefonlar Alo diyerek açılıyor. Biz farkında olmadan bir aşk hikayesinden doğan Alo sözcüğünü kullanıyoruz. Sanıyorum ki çok kişi bu güzel hikayeyi ve Alo sözcüğünün anlamını bilmiyor.

     Telefonun mucidi Graham Bell, ne kadar güzel ve faydalı bir iş yapmış ki, telefonsuz bir yaşam düşünemiyoruz. Her alanda kullanılan telefonlar, en çok da aşıkların ve sevenlerin işine yarıyor. Gerçi telefonlar ve bilgisayarlar çıktığından beri aşk mektupları yazılmaz oldu. Bu mektuplar bugün saklansa ve kitaplara yazılsaydı, ne kadar güzel duygular ve sevgi dolu kelimelerle doyumsuz kitaplar ortaya çıkardı.

     Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, yakışıklılığı ve kalpleri delen mavi gözleriyle kimbilir kaç kadının kalbini yakmıştır. O dönemde Atam gibi şık ve zarif giyinen kaç erkek vardır? Şimdi bile bu kadar zevkli ve güzel giyinen erkek göremiyorum. Resimlere bakıyorum da her kıyafeti çok güzel ve çok şık. Atatürk’e aşık Eleni Karinte’nin isimli bir kadının, Atam’a yazdığı  aşk mektubunu Balkanlar’a geziye giden Bolu’nun çok sevilen ve sayılan doktorlarından olan Oktay Söylemez Bey getirdi. Manastır’da yaşayan Eleni Karinte Yüce Ata’mıza bakın neler yazmış:

      “Kemal Atatürk’e, herhangi bir zamanda ve yerde!

       Çok seneler geçti, ben halen her gün içerisinde senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla ve kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu kopar ve kendine sor: İnanabiliyor mu ki, Manastır’lı bir Eleni Karinte, bir günlük tanıdığı ve aşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır? Ve, benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum! Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum! Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağlamadım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı. Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi sordu. Ben de kendisine: “Hayır, ben sadece aşkımı seviyorum” dedim. Ve artık kendisini görmedim. Babam beni hiçbir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim…Tüm ömür bir gün içerisinde!

     Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, senin Eleni Karinte.”  

     Bir günlük mutluluk, bir kadını bir ömür boyu aynı hayalle yaşatabiliyor. Aşk böyle bir şey işte.

     Şair, “Aşk sevgilinin çarpık bacaklarını düz görmektir .”demiş. Aşık Veysel ise “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa.” demiş.

     Mevlana’yı, Mevlana yapan da aşktır. Şems’le yaşadığı ve doruğa ulaştığı ilahi sevginin yansıması, Mevlana’yı muhteşem bir duygu derinliğine sürüklemiş ve bugün hala O’nun güzel sözlerini hayranlıkla dinlememize vesile olmuştur. Mevlana’nın yüreğinden aşk öylesine çağlamıştır ki, “Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı.” Mevlana aşkı bu kadar yaşamasaydı, ne bu güzel sözler ortaya çıkardı, ne de Mevlana’nın bugüne kadar ismi yaşardı.

    Stendal: “Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yaşam neye yarar?” diyor. Madame De Scudery ise : “İnsan sevmeye başladı mı , yaşamaya da başlar.” demiş.

    Gerçekten sevmek ve aşk yaşamaktır. Aşk ve sevgi dolu yaşamlarınız olsun.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları