30/05/2020

BOLU' DA DA "GİRVAK"LA "YENİ NORMAL"E Mİ?

Mustafa COP

Mustafa COP
11 Mayıs 2020

YENİ dönemde “ BOLU BAĞIŞÇILAR VAKFI”Nahit ABAK Başkanlığında çalışmalarına devam ediyor...Bunlardan biri de “06 MAYIS 2020”Çarşamba günkü herkese açık“CANLI “olarak “ZOOM” üzerinden yaptırılan “İLHAM KONUŞMASI” idi...Facebook dan izledik... Genç, yakışıklı, zeki,BİLKENT İŞLETME mezunu GİRİŞİMCİ tecrübelerini anlattı... Kamuoyu ve medya onu yıllardır tanıyor...Tecrübelerini paylaşıyor... “YAPAY ZEKA” üzerine ortaklarıyla birlikte çalışıyor...İddialılar...Ünvanı mı “BİNNAZ ve FALADDİN UYGULAMALARININ KURUCUSU”... “Falcı” değil...”GİRİŞİMCİ”... Bolulular de “HALDUN TAŞMAN” Beyin Ve Ailesinin Memleketlerine yatırımlarını projelerini de biliyorlar...İzliyorlar... Bunlardan biri de Şehrimizi “GİRİŞİMCİLİĞİN YENİ MERKEZİ” yapma çalışmaları ...“biBOLU”programı... “BBV” ve “GİRVAK”Aillerinin Ortak Yolculuğu devam ediyor... “TURKISH PHILANTHROPY FUNDS”... GİRVAK(TÜRKİYE GİRİŞİMCİLİK VAKFI)...BBV(BOLU BAĞIŞÇILAR VAKFI), Bolu şehrini hep birlikte daha girişimci daha genç bir şehir yapma yolundalar...”GİRVAK “Kurucusu “SİNA AFRA” yı dostlarla Bolu’da dinlemiştik... Şimdi de bu korona günlerinde yazdığı yeni“YAZI” yı bloğundan paylaşalım mı ?... 10.05.2020...."TEŞEKKÜRLER"... “Yeni normal: Daha güzel yarınlar için bugünleri feda etmek “Mücbir sebep” teriminin Google Trends’de son 90 günde normalden yüz kattan fazla aranması, nasıl bir değişimin içinde olduğumuzu yeterince gösteriyor (bu arada önemsiz ama ilginç bir detay: aranmalar en çok Denizli’de artış göstermiş). Hayatımızda ilk defa modern bir pandemiyle tanıştık. İşin kötüsü soracağımız kimse de yok… hayatımıza sürekli sosyal mesafelendirme gibi yeni kelimeler ekliyoruz. Makarnacılar Birliğinin Türkiye’yi makarnaya boğabileceğini öğrendik (aklımda bunun pratikte hep nasıl olabileceğini hayal ediyorum). Karantina hepimiz için yeni bir deneyim. Kendimizle tanışıyoruz hatta bazılarımız ailesiyle tanışıyor, çoğumuz yeni deneyimlerle yüz yüze geliyor. Yaratıcılığın azalmasından şikayet edenlerden tutun (bunlardan biri de benim), ekmek yapmasını öğrenenlere kadar (daha oraya varmadım). İnsanoğlu her zaman her şeyin üstesinden geldi. Bu modern pandeminin de üstesinden gelecek. Önce karantina azalacak, sonra ilaçlar ortaya çıkacak. Tünelin sonunda ise aşı bekliyor. Aşıya kavuştuğumuz an, COVID19 kasırgası ve onun getirdiklerini arkamızda bırakmaya başlayacağız. Biz kendimizi karantinaya almakla daha güzel yarınlar için bugünleri feda etmiş olduk. Sahi, böyle olacaksa, yeni normal kavramı neden konuşuluyor? Hepimiz pandeminin ne olduğunu biliyorduk ama yaşamamıştık. Biraz deprem gibi… herkes bilir ama sadece yaşayanların tüyleri ürperir. Ciddi bir depremden sonra kendiniz için önlem almaya başlarsınız. Bazılarımız deprem çantası hazırlar, bazılarımız sağlam bir eve taşınır. Aynı mantık pandemiden sonra da işleyecek: “Bir kez olursa, tekrarlanır” mantığından yola çıkarak, bir dahaki sefere daha hazırlıklı olmayı ifade etmek “yeni normal” demek. Yeni normalin büklüm, büklüm yolları Yeni normal hem davranışlarımızın değişeceği hem de kuralların hatta yasaların değişeceği bir dönem olacak. Bu değişim hızlı gerçekleşecek; global bir dünyada iyi örnekler, bireyler veya devletler tarafından sürekli kopyalanacak. Bu hareket tarzı ise değişimin hızını belirleyecek. Bu süreçte bazı devletlerin daha korumacı veya hak kısıtlayıcı olma tehlikesi de var. COVID19’un sosyal ve ekonomik etkilerini önümüzdeki oniki ay içinde daha net göreceğiz. Mevcut ekonomik düzenin bir değişime gireceğini düşünenlerdenim (bu konuyu başka bir yazımda ele alacağım). Diğer taraftan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi kurumları tartışmaya açacağız. Örneğin sizce DSÖ pandemi sınavında başarılı mı başarısız mıydı? Bu ve benzeri konular daha çok tartışılacak. Dijital dönüşümse her alanda inanılmaz hızlandı. Binlerce CTO’nun senelerce yapamadığı dijital dönüşümü COVID19 birkaç hafta içinde yapabildi. Örneğin bugün ülkemizde AVM’lere veya plazalara girerken yapılan güvenlik kontrollerine sağlık kontrolleri eklenecek. İlk önce elinde bir elektronik bir termometre ile alnınızdan ateşinizi ölçen bir görevli olacak. Daha sonra bu yerini daha verimli kurgulara bırakacak, örneğin kızıl ötesi teknolojilerine. Bununla ilgili yasalar çıkacak. Ve davranışımız değişecek. Ateş ölçmeyen bir AVM’ye belki gitmek istemeyeceksiniz. Ateşiniz varsa, hiçbir yere gidemeyeceksiniz. Önümüzde bizi bekleyen değişime hazırlıklı olmak için Çin’deki gelişmeleri izlemek iyi bir yol gösterici olabilir. Çinliler bir şekilde “yeni normal” dönemlerine başladılar. Bu Türkiye’de bu kadar çabuk olmayacak çünkü Çinliler kadar değişimi hızlı kabul eden bir toplum olmadığımız aşikar. Kaldı ki Anadolu halkı kadercidir. Yeni normalin bir çok etkisi olacak ama bunların çoğu iki temel içgüdü üzerinden tetiklenecek. Biri yalnızlık korkusu ve diğeri ise güven. Yeni normal ve yalnızlık Sosyal mesafelendirme, seyahat aktivitelerinin azalması veya işsizliğin artması yalnızlık hissini kuvvetlendirecek. Zaten büyük aile yapılarından daha ufak birimlere ve yalnız yaşamaya yönelik toplumsal bir yapıya geçmiş bulunuyoruz. İstediğiniz zaman çıkıp, sosyalleşmek hissine sahip olamamak, yalnızlık hissini körükleyecek. Bu nedenden dolayı online terapi ve benzeri alanlarda büyük bir büyüme yaşanacağını düşünüyorum. Kolektif bir travmadan geçtiğimiz göz ardı etmemek gerek. Aynı şekilde son haftalarda Houseparty gibi sosyalleşme app’lerinin kullanımının artması gibi. Yalnızlıktan çıkışın yollarında online kanallar çok ciddi bir rol oynayacak. Yeni normal ve güven Belki eskisi gibi yeni tanıştığınız herkesle tokalaşmak istemeyeceksiniz. Daha zoru kurye gibi hiç tanımadığınız birinin kapınıza kadar gelmesi olacak. Bunun için kurye veya vale ile çalışan şirketlerin bir şekilde yeni güven kazandırıcı yöntemler geliştirmesi gerekecek. Yine Çin’e bakalım, orada kuryenizin haritadaki yerini takip etmenin ötesi, onun vücut ısısını artık takip edebiliyorsunuz. Bunu yapan şirket size “bana güvenebilirsin” mesajını veriyor. Yeni normalde “bana güvenebilirsin” mesajları artık sağlık boyutunu da kapsayacak. Düne kadar sorgulamadığımız bazı konuları (kapınıza gelen kuryenin sağlık durumu gibi) artık sorgulamak zorunda kalacağız. Yeni normal girişimcilere nasıl yansıyacak? Öncelikle girişimcilerin bu dönemi ayakta kalarak atlatması gerekiyor. Ayakta kalmak şirketi yüzdürebilmek anlamına geliyor. Karantina dönemi bittiğinde nakit akışınız bozulmadıysa, “hayatta kalan” oluyorsunuz. Sıkı bir nakit yönetimi, masrafların kısılması, belki yeni yatırımların bulunması veya mevcut yatırımcıların yardımıyla bu dönem atlatılabilir. Hayatta kalmaya en değerli varlığınıza borçlusunuz: Çalışanlarınıza ve ekibinize. Bir start-up’ın en değerli varlığı çalışanlarıdır – bunu unutmamakta fayda var. Her sektör değişik bir şekilde etkileneceğinden, genel bir ortalama dayanma süresi söylemek zor. Karantina ve COVID19 dönemin karlı çıkacak şirketler olduğu gibi bazı şirketler bulundukları sektör dolasıyla zincirleme bir sürecin içine girebilirler… Örneğin seyahat, etkinlik, gastronomi, ulaşım gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler için zor dönemler başlamış olabilir. Ve işin bir başka risk boyutu sizin yeterince sermayeniz olsa bile, elinizde olmayan nedenlerden dolayı işlerinizin durması tehlikesi (örneğin online seyahat şirketiyseniz ve uçaklar kalkmıyor ve oteller kapalıysa, yapacağınız çok bir şey kalmıyor). Kısacası krizlerde her zaman olduğu gibi “cash is king” (nakit kraldır). Pandemi ve etkileri geçtiğinde kimler ayakta kalacak, hep beraber göreceğiz. Bu bağlamda Warren Buffett’in çok meşhur bir söylemi var: “Deniz çekildiğinde kimin mayosunun olup olmadığını göreceğiz” diye. İkinci bir boyut ise girişimci olarak nasıl hatırlanmak istediğinizle ilgili. Bir krizde bulunduğumuzu kimse inkar etmeyecektir. Ve er geç bu kriz atlatılacak. Bu kriz geçtiğinde ve her şey normalleştiğinde, insanların ve özellikle sizin kendi ekibinizin sizi nasıl hatırlamasını istersiniz? Bu soruyu önemli kararlar almadan kendinize sormanızın faydası var. Krizler her zaman mevcut dengeleri değiştirir. Ve liderlik vasfı olanları çok öne taşır. Ancak krizlerde kimin lider olup, kimin tatlı su kaptanı olduğu da belli olur. Ve kesinlikle böyle bir dönemden geçiyoruz. Değerli Hüsnü Özyeğin’in der ki: “Kaptanın iyisi, denizde geçirdiği yıllardan değil, atlattığı fırtınalardan belli olur ve fırtınanın ne kadar şiddetli olduğuna değil, geminizi limana getirip getirmediğinize bakılır“. Krizlerde değerlerinize sadık kalmak ve başkalarına yardım etmeniz, kaybettiğiniz paradan veya yapabileceğiniz kardan daha önemlidir. Yeni normalin girişimciler için yarattığı fırsatlar Yeni normal girişimcilere yeni fırsatları karşılarına çıkartacak. Eminim girişimcilerin ve girişimci olmak isteyenlerin bir bölümü “fırsatları kaçırma duygusu” olarak adlandırılan FoMo’yu yaşıyorlar. Fırsatları görmek ve değerlendirmek gerekecek. Bu çok heyecan verici. Bugün acaba daha bilmediğimiz yeni Apple ve Microsoft’lar kuruluyor mu? Belki… zamanla her şeyi öğreneceğiz. Fırsatlara gelince, sayısız fırsat olduğundan ben sadece birkaç tanesini örnek vermek istiyorum. COVID19 ile beraber bizim için en büyük bilinmez bu virüsten nasıl korunacağımız konusu olacak. Eğer akşam gideceğiniz bir restoranda oradaki tüm misafirlerin kesin sağlıklı olacağına eminseniz, bunun için ekstra bir ücret öder misiniz? Veya bineceğiniz uçakta kimsenin bu virüsü taşımadığını bilseniz? Muhtemelen büyük bir çoğunluk ödemeyi tercih edecek. Bu da hayatımıza dijital sağlık sertifikalarını sokabilir. Örneğin son 7 günde kontrol edilmiş olduğunuzu ve bu COVID taşıyıcısı olmadığınızı gösteren mobil bir uygulama şeklinde. Belki de tamamen değişik bir formatta gerçekleşir. Ama sağlık sertifikası (ki yukarıda bahsettiğim güven kaybıyla ilgili) kimin nereye girebildiği konusunda belirleyici olabilir. Ve inanılmaz yeni girişim fırsatlarının kapısını açabilir. Bir başka fırsat penceresi ise yeni normalde tatil alışkanlıklarımızın değişmesiyle aralanıyor. Eskiden uçağa atlayıp, istediğimiz yere gidip, istediğimiz zaman dönmek yerine, daha çok güven duyduğumuz bir yerde daha uzun kalarak tatil yapacağımızı düşünüyorum. Türkiye’nin yazlık kültürü buna çok müsait ama yazlık kültürü olmayan örneğin çoğu Avrupa ülkesi için bu muazzam bir değişim olacak. Hem davranışsal olarak hem de ekonomik etki olarak. Seyahat, tatil, ulaşım konuları en büyük değişimlere maruz kalabileceğinden, burada sayısız fırsat söz konusu olacak. Üçüncü değişim dalgası inanılmaz bir şekilde artan işsizlik ile ilgili olacak. ABD’de son 20 senede yaratılan tüm istihdam iki hafta içinde yok edildi ve milyonlarca işsizlik başvurusu yapıldı. Doğal olarak işini kaybeden insanlar virüsten en çok etkilenen iş kollarından (gastronomi, etkinlik, seyahat vs.) geliyor. Ve bu insanların bir bölümü aynı iş koluna dönemeyecek veya dönmek istemeyecek. Bu da bu insanlara yeni yetkinlik kazandırarak başka alanlara kaydırma ihtiyacını doğacak. Online eğitim, iş arama platformları gibi alanlara bu çok olumlu yansıyacak. Bakarsınız işini kaybedenlerin bir bölümü hayatına girişimci olarak devam etmek ister. Özellikle gastronomi sektörü çok ağır darbe yediğinden, burada yeni oluşumlar hayata geçecek, örneğin hayalet mutfaklar: Oturma alanı olmayan, sadece kurye servislere üzerinden evlere iyi kalite yemek ile servis veren bir gastronomi kurgusu. Hele Türkiye’nin yemeksepetli durumu bu trendi ülkemizde çok hızlı yaygın bir hale getirebilir. Bir başka gelişmesi beklenen alan ise evden çalışma olacak. Açıkçası hayatım boyunca evden çalışmaya kuşkuyla yanaştım. Beraber çalıştığım herkes sanırım bu huyumu bilir. Ama son haftalarda evden çalışma ile önyargılarımı gerçek bir ortamdan test etme imkanını yakaladım. Ve yaptıklarımızın takriben yüzde altmışının çok rahat bir şekilde evden yapılabileceğini düşünüyorum, en azından benim dijital dünyamda. Hele rutin işler için video konferansları çok uygun. Daha yaratıcılık isteyen işlerde ise evden çalışmak benim dünyamda daha zor oluyor. Herkes bu dönemden evden çalışmayla ilgili bazı çıkarımlar elde etti. Ve çoğunluğun evden çalışmanın büyük bir bölümünü benimsediğini düşünüyorum. Bu da yeni bir fırsat penceresi açıyor. Evden çalışma ve dijitalleşme konusunda insanlar “bir masa, bir kasa” kavramının ötesine gidip, bu alana yatırım yapacaklar. Daha verimli çalışma ortamları yaratabilmek için. Sadece hızlı bir internet bağlantısından söz etmiyorum, evde spor alanı, stok alanı vs gibi yaşam alanlarının oluşacağı söz konusu. Ve ofislerindeki metrekareleri ve kiraları düşürmek için. Hangi tarafa bakarsam, ben hep fırsat görüyorum ve birilerinin bunları değerlendireceğini biliyorum. Ama şu an yaşadığımız dönemin asıl büyük fırsatı bir toplum olarak kendimizi yeniden yaratabilme fırsatı. Ufacık bir virüs herkesi camilere, kiliselere veya sinagoglara değil, bilim adamlarının kucağına itti. Ufacık bir virüs hepimize ne kadar kırılgan ve birbirimize muhtaç olduğumuzu anımsattı. Ufacık bir virüs düne kadar yaptığımız çoğu şeyin ne kadar önemsiz olduğunu hatırlattı. Ufacık bir virüs ne kadar yalnız kalabileceğimizi gösterdi. Önümüzdeki asıl büyük fırsat birbirimize yardım ederek bir toplumu toplum, insanı insan yapan değerleri yeniden keşfetmek olacak. Zaman dayanışma ve empati kurma zamanı. Yeni normalin liderleri ise diğer insanlara daha az uykusuz ve kaygısız geceler geçirtenler arasından seçilecek. “de diyor.. KAYNAK:sinaafra.com...Resimli... Alıntılı... Bu çok önemli tekrar tekrar okunacak,saklanacak bu yazısında... Dostlar... Bolulu eski tüüccarlar, sanayiciler, üreticiler ne dersiniz...Sn.”SİNA AFRA” yı””OKUMAYA”, dinlemeye güzel günler,fırsatlar için “Yeni NORMAL “de DEVAM mı ?Tamam mı...

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları